Sergi Yazıları:


‘SERBEST (OLAN) ALAN’: HENÜZ MEVCUT OLMAYANA GEREKSİNİM DUYAN’IN
(s)on eylemi üzerine

“Sanatların ve bilimlerin doğuşunda, rastlantı eseri bulunan şeyler keşfedilen şeylerden daha fazladır. Son yüzyılda keşfedilen şeyler, rastlantı eseri bulunanlardan daha fazladır. Yalnızca rastlantı eseri bulunan şeyler üzerinde düşünmek yoluyla keşifler yapılmaya başlandı. Newton’dan önce bazı kişiler, onun keşfettiği ve Deskartes’ın bulamadığı çekimi rastlantı eseri buldular.”

CONDİLLAC

Türkiye’nin son otuz beş yılını bilfiil gözlemleyerek algıladıklarını -şahit olduğu kadarıyla- ‘kendinden başka biri (!?)’ için temsil formlarına dönüştüren ‘bir’ sanatçının işleri ile karşı karşıyayız… Söz konusu süreçte yaşanan gayri ciddiliği ciddiyetle ele almış olan sanatçı Cemil Cahit Yavuz, sanatsal içgüdüsü ve mizah duygusu sayesinde bunu, bir memnuniyetsizlik olarak ya da iyi ile kötü arasındaki çatışma olarak değil, iyi/kötü üretilmiş olan iyi ise daha iyiyi kötü ise daha kötüyü akla getiren aşırılıklar olarak görünür kılmıştır.

Görünür olan o ki, sanatçının üretim süreci içerisinde birbirini tamamlayan on farklı yolu-yordamı vardır ve bizim de yapıtlarını okumak üzere ilerleyebileceğimiz on farklı doğrultumuz bulunmaktadır;

a. Geçmişte kalakalmak yerine istikrarlı bir gelecek yaratılması için harekete geçmek; Sanatsal özgeçmiş olarak kurduğu kişisel tarihinde ürettiği işlerdeki kendi otoritesini doğrudan anlatım yolu ile kuran ve okur (!?) tarafından halledilmesi gereken anlamı en anlaşılır olandan bulup-çıkartan Cemil Cahit Yavuz, hayatta olan-bitene dair olsaydı/olmasaydı ihtimallerini gözetleyen duyum toplayıcı ve deneyim koleksiyoncusu olarak hep hareket halinde olmuştur.

b. Köken ile vargı arasında yaşanan süreç olarak varoluş’u biteviye sorgulamak; Hıncahınç dolu bir şehir hattı otobüsü içinde ( =hayatta henüz varılmamış yer öncesinde), bir durak daha bekleme sabrı kalmamışken, ineceğiniz durağa geldiğinizi zannettiğinizde duyduğunuz heyecana benzer görünümlerle karşı karşıya bırakılıyorsunuz ve anlıyorsunuz ki, belli bir dönemde anlamlı olanı kabulleniş, değeri anlaşılamayanın layığını bulması, vasati olandaki azamilik, abesle iştigal vb. durum ve kavramlar geçmişten ders çıkarmak üzere incelenmiş, öğrenilmiştir.
Hâlihazırda öğrendikleri üzerinden sanatçı, spordan savaşa, aşktan sineğe, şapkadan uzaya, doğadan sirke, makamdan barikata, kurumsaldan bireye… Yepyeni başlangıçlar icat etmiş ve göstermek istediklerini ‘ fikirler geçidi’ olarak sunmuştur.

c. Kusurları görünür kılarak kusursuzluğu talep etmek; Sanatçı, ‘olması gerektiği gibi bir dünyaya doğru gidiş’e bir ayarlama yapmış gibidir. Bir okur (!?), eline aldığı kitabı okuduktan sonra, hatta okumadan önce kitabın ana fikrine ne kadar yakınsa o kadar uzak bir ayarlamadır bu. Sanatçı, alışkanlıkları ile kör olduğu ve hiç beklemediği bir anda yakalanan beden(ler)e öğrenme, düşünme, anlama, fikir sahibi olma ve nihayetinde sağduyulu bir insan olarak layığını bulma olasılığını hatırlatmakta, güzergahlar belirlemektedir.

d. Sistemsizlik sistemini yaratan insani yetileri açığa çıkartmak; Gaga takanlar; uçarı-havai karaktere bürünüyor dışlanıyor ya da caka satıp ötekileri dışlıyor. Dışla(n)mışlık, ait olunan sosyal gruplardan hazır bir biçimde benimsenen klişelerin, hükümlerin sorgulanmasının gerekçelerini yüzeye çıkarıyor. Çok yüzlü kutuları oluşturanlar; mantıklı olmak, içe kapanmak, kapsamak, dışa açılmak haklarını ellerinde tutuyor. Eklenti olanlar; bir ülkenin vatandaşı olup, il, ilçe, kasaba düzeyinde hemşeriliği görünce birbirine uzaklaşıp-yakınlaşıverenler gibi bir hiyerarşiyi meydana getiriyor. Bir-iki boyutlu düşünenler; bireyi sürekli devingen kılan teknolojik kente tahammülen hayatta kalanlar olarak -şimdiki zamanda var olmalarını kutsarcasına- elbirliğiyle tüm olumsuzlukları sessizlik ile kuşatıp boğuveriyorlar.

Nihayetinde, otoritenin tahakkümünün şiddetini yansıtan alan olarak beden(ler) çoğalıyor, çoğaldıkça sevimli yaramazlıklarını yitirip yararsızlaşıyorlar. Yüzeye yayıldıkça da algılanamaz hale gelip, önemsizleşiyorlar.

e. Hakkında konuşulan kadar konuşulması gerekeni de dillendirmek; Gereksiz ve uygunsuz atfedilmiş kusurların, henüz görülmemiş, yazılmamış, konuşulmamış olması kuvvetle muhtemeldir. Bunlar Cemil Cahit Yavuz için bizzat konuşulması gereken(ler) olarak önem arz etmektedir. Sanki daha da önemlisi, nihai sonuca ulaştıracak ‘bir’ konuşma yapmak değil, görülüyor olma gücüne sahip kılacak konuşmaları başlatmaktır.

f. Değerlendirilmemiş olasılıkları yada olasılığı ketleyen olanaksızlıkları metafor haline getirip bilince taşımak; Sanatçının görülmeyen, duyulmayan, söylenmeyen, yazılmayan şeyleri, anlam dizileri haline getirme çabası göz ardı edilemez bir nitelik olarak karşımıza çıkıyor. İletişim ağına dahil olması umulan destekleyici, ketleyici, sorgulayıcı, geliştirici, kurucu potansiyelleri ile anlam dizileri -sanat-yaşam denkliğinin kurulmasını arz ediyor- sanat ile içli dışlı olmayan izleyiciden kendi varlığının bilincine varmasını bir zorunluluk olarak talep ediyor.

g. Sorun - çözüm denklemlerinin kurulmasını teşvik etmek için tahribatı yok saymak; Sanatçı, var olan (olumsuz) durumu aşmanın örnekçesi olmaya aday varsayımsal görünümleri, çalışan sistemi aksayan yönleri ile tanımlayabilecekken vazgeçmenin ironisi olarak sunmaktadır.
(Sorun) Tanımlansaydı, ispatlanmış olsaydı, bedensel algılamaların tüm eski alışkanlıklarını aşması (çözüm) talep edilebilecekti…

h. Hayal kırıklıklarının organize bakış açısıyla telafi edilebileceğini göstermek; Hayal kırıklığının sebebi olarak tanımlanan her yanlışlığın yeni keşiflere zemin hazırladığı, her yeni keşfin kendi kuralını yarattığı ve yerini bir başka şeye bırakmadan önce değişip-dönüştüğü bilinir.
Toplulukların tahammül sınırları aşıldıktan sonra sil baştan başlamak anlamına gelen sosyal, siyasal, kültürel dönüşümü sanatçı, ‘yanılış’ olarak -erken ya da geç oluşa dair değil, lamekâna dairdir- yorumlamaktadır.

ı. Taklit edilmeyi delice arzulamak; Cemil Cahit Yavuz’u şimdiki zamana yakın tutan şey, potansiyel alımlayıcının görsel deneyimine yönelik bilgiyi kullanmış olmasıdır. Yaşamsal pratikten koparılmış ve kotarılmış bir bilgi türü olarak galeri mekânına yerleştirdiği ‘şey(ler)’ sözel, yazınsal, görsel iletişime açık oluşun ve taklit edilmeyi arzulayışın birer ispatı gibidir.

j. Sözel, yazınsal, görsel iletişim tutkusuna sahip olmak; Taklit edilmeyi arzulamak grafik olanın doğasındadır. Günümüz medya, bilgisayar, imaj sanayi vb. dilsel dünyamızı kuran teknolojiler, sanatçı maharetinin yararlılık ve işlevselliğini hor görmese de öngörerek zamansal ve mekânsal sıçramalar yapılmasına olanak sağlıyor. Cemil Cahit Yavuz bunu bilerek ve kasten öteleyerek, grafik dilini simge olarak değil imge düzeyinde kullanıyor. Böylelikle, minimalizmin ‘çok’luğu ve dışavurumun didaktik tavrı ile uyum içinde olan sanatçı, kendinden önce gözden kaçırılan şeyleri, kendinden başka birileri için keşfediyor/ geliştiriyor/genişletiyor…

Doc. Dr. Fevziye EYİGÖR PELİKOĞLU




Cemil Cahit Yavuz, 2016 - 2017