top of page

Cemil Cahit Yavuz

He graduated from Mimar Sinan University, Faculty of Fine Arts, Department of Graphics in 1985. He lives in Istanbul. In addition to graphic design and illustration works, she produces various freelance graphic works. He teaches graphics at the university. He started drawing in Gırgır magazine. He appeared in various publications with his "Stain G." column.  He continues these drawings in OT Magazine. He opens solo exhibitions. He has exhibition books, a joint book and a book called "Stain G.". 

https://www.instagram.com/cemilcahityavuz

https://www.facebook.com/cemilcahityavuz

My own comments:

(From the Instagram post captions I draw and write under every day.)

ANLAM MI?


Neden illaki anlam. Güvende hissetme meselesi ama anlam olmayan birşeyi olduğu gibi kabul etme durumu da olabilir. Bunların ikisi zıt değil, iki ayrı işlevi olan şeyler. Anlam öngörü üretir, öngörü belirsizliği azaltır, belirsizlik azalınca kontrol hissi artar, insan kendini güvende hissedermiş. Anlamsızlık da güvende hissettirebilir ama anlamı askıya alma şartıylla. Çünkü bir şey tamamen anlamsız olamaz. O anlamsız form bizi içine çekiyorsa, orada aslında potansiyel bir anlam var demektir. Aslında bir şey anlam üretmiyorsa bu da bir anlamdır.


Bazen anlamsız olana da bakakalırız. Bu kavramsal olduğu için değil. Çizgi, oran, boşluk kullanımı ve ritmin etkisi olabilir. İzleyici, anlamıyorum ama bakakaldım diyebilir. İşte bu anlamsızlıktan alınan hazdır. 


Mesele sadece bireysel değil, toplumsal olarak da anlam üretilir. Toplum için güvenli bir alandır. Çünkü toplum belirsizlikle yaşayamaz.

PİKSEL VE TRAM


Dijitalle birlikte piksel hayatımıza girdi. Görseller minik karelerden oluşur. Kağıda baskı da aynı mantıkla tramlardan oluşuyor. Baskıya yaklaşılırsa, puantiyelerden oluştuğu görülür. Tramlar üst üste çakışınca baskıda resimler  renklenir. Hatta tram o kadar etkili ki çizgi roman karelerinin iri tramları, ressamların da malzemesi olmuş. Tramı da, pikseli de severim. Mesela pikselli dijital eski oyunları özlerim. Letraset tramlarını çizimlere yapıştırmayı ve işlerde tram kullanmayı tercih ederim.  


Oysa günümüz oyunlarında ve baskılarında teknoloji geliştikçe, tramlar ve pikseller sanki geri çekildi. Oyunlar çok gerçekçi oldu. Bunun bir oyun olduğunu bile anlayamıyorsun. Bu süpergerçeklik zihnimizi devre dışı bıraktı. Çünkü pikselli oyunların oyun olduğunu hissederek oynamanın ve tramlı baskıların hazzı yok artık. Her şey aynı ve çok mükemmel. İzleyicinin zihnine yansıyan tamamlayıcılık ortadan kalktı. Bu, neydi eski günler meselesi değil. Yapısal ve algısal bir durum. Çünkü, tramın ve pikselin boşlukları, zihnimizin devreye girdiği negatif alanlardır. Yeni teknolojiler o alanları yok etti. Zihinler devre dışı kaldı. 


Katılımcı algı, tüketici algıya dönüştü. Görseller zihnimize kapatıldı. Düşünce ve fikre tahammülsüz despot rejimler gibi.

KATMAN


Eve veya bir mekana girerken dışarda giydiklerimizi, yatarken evde giydiklerimizi, banyoya girerken yatakta giydiklerimizi çıkartır ve kendimizle baş başa kalırız. Matruşka gibi bir durum aslında. Bu çerçevede sanattaki karşılığı, sabit bir özden çok ilişkiye göre değişen yüzeyler, kimlikler ve anlam üretimi denebilir. Bu her defasında katman ekleme çıkarma işi değil aslında kimlik tüm durumların toplamıdır. Yani iç içe geçmiş ama daha çok duruma göre yeniden düzenlenen bir katman ağı denebilir. Yani Her defasında yeniden düzenlenen, ilişkilerle örülen bir yüzey ağı diyebiliriz. Anlam denen şey de her defasında yeniden kurulan bu ağdan doğar.


Matruşka nerden çıktı. Yanlış yerden girdim galiba. Oysa her defasında durum değişir yeni bağlantılar kurulabilir. Bu da yeni bir anlamdır.

 

KİŞİSEL MESELE


Rakip dediğimiz şey kendimizmiyiz acaba diye aklımdan geçer. Birini yenme yada durumu aşma, kendi kapasitemizi test etme mücadelesi bence. Biriyle boks maçı yapsak bile, aslında kendimizi yenmeye çalışırız. Yani yenmeye çalıştığımız gücümüzün sınırları. Bunu iç rakip ve dış rakip diye tanımlıyorlar. Tabii ki dış etkenlerden de bağımsız bir durum değil. 


Tüm mücadelelerimizde yalnızız diye bir sonuç çıkartmak eksik ve sert olabilir. Belki de mücadeleler içsel olarak yalnızdır ama ortak koşulların sonucu olabilir. Yani temelde bir çekirdek yalnızlık vardır. Hisler kişiye aittir. Ama mücadelenin kendisi ilişkiseldir. Buradaki kişisellik, ilişkilerin yokluğu değil, ilişki kurma biçiminin tekilliğidir.
İçinde yaşadığımız sert koşullar kişileri yanlızlaştırıyor. Bunun dijital yaşamla da çok ilgisi yok. Sadece ilişki biçimini değiştirmiş olabilir. Esas mesele yönetimsel bence.

İÇTEN İÇE


Matruşka her açılışta yeniden ortaya çıkması ilginç aslında. Bir felsefesi var. Bütünden çıkan parça bir bütündür. Bu tekrarlanır. En küçük parça bile son olduğu fikrini vermez. Yani ucu açıktır. Negatif alan ile ortaya çıkan islerde  de bir son yok aslında. Arka arkaya birbirini doğuran bir süreç. Belki de bu akış, işin kendisi de olabilir. Bilinçli, keserek, yer değiştirerek, yeniden biçimlendirerek, bozarak, askıya alarak ilerleyen bir üretim süreci.

 

Generatif üretim olmadığı açık. Belkide bu durum, ilgisi olmasa da matruşkayı çağrıştırıyor. Matruşkada küçültülmüş bir temsil var. Negatif alan, iç içe üretimi temsil değil, belki bir önceki işin izini taşıyor olabilir. Bu yüzey hareketi, sonu olmayan bir akış.

 

Nerede durduğun ya da duracağın önemli. Yaratıcı işlerde, ‘sistem kurmak’ ve ‘sürecin kendisinin sanat olması’ gibi birçok söylem var. Aslında bu ikisi aynı şey değil. Tamam, bazen ikisinin çakıştığı durumlar olabilir. Bu ayrımı net yapmak lazım. ‘Sistem’ dediğin şey, üretimin tanımlı bir yapı içinde olmasıdır. ‘Sürecin işin kendisi olması’ da, esas meselenin form değil, formun oluşma süreci olmasıdır. İkisinin çakışmasında da, sistem süreci organize eder, süreç sistemi görünür kılar. Aslında bu kadar basit meseleler.

ESİNLENMEK


İnsan tasarımlarının esin kaynağı doğa mıdır? Mesela kuşlar olmasaydı uçak olurmuydu? Belki de ok atmayı, ok atan kirpilerden öğrenmişizdir. Veya baraj fikri porsuklardan gelmiş olabilir. Ya da  helikopter fikrini sivrisinekten almışızdır. Gerçi doğadaki form aynen aktarılmaz. Arkasında yatan ilkelerdir esin kaynağı. Mesela, yalıçapkını gagasının suya girişte yarattığı düşük basınç, hızlı tren burnunun esin kaynağı olmuş. Köpek balığının sürtünmeyi azaltan deri yapısı tasarımda işe yaramış. Tabiki doğa güçlü bir esin kaynağı olabilir ama tek kaynak değildir.


Sanat çeşitli dönemlerde farklı biçimlerde doğayla ilişki kurmuş. Işığı, algıyı, atmosferi konu etmişler. Doğanın biçimleri stilize edilerek kullanılmış. Doğa bazen doğrudan sanatın malzemesi olmuş. Sonuçta sanat, doğada görünüşten, atmosferden ve süreçten etkilenmiş. Zamanla, yapı, tekrar, büyüme, rastlantı yani ilke ve sürece ağırlıklı kaymış.
İnsan doğadan koptu ama sanatı kopartamadı. Güncel sanat ve kavramsal sanat da temsilden ve görüntüden  koptu. Bu ilişkiyi kavramsallaştırma, süreç tasarlama üzerinden yürütüyor. 

DOĞANIN TEPKİSİ


İnsan ne yaparsa yapsın, tamir edilemeyecek şeyler yaptı ama sonuçta doğanın da bir direnci ve tamir yeteneği var. Trilyonlarca galaksi sisteminin bir parçası. Dünya ne kadar zerre gibi olsa da insanlığın kemirdiği bu taş toprak parçası, evrenden aldığı güçle direniyor. 


İnsan denen yaratık kendi küçük dünyasıyla kafa tuttuğu ve doğa dedikleri şey, evrende, bir toz parçası. Dünya dediğimiz bu şey insanın varoluş nedeni ve yaşam alanı. Bu alanı evrensel açıdan bir önemi olmayabilir ama insanın olmazsa olmazı. Bu alanı insanın hoyratça kullanması, kendi sonunu hazırlamaktan başka birşey değil. Bunu, bilim biliyor ama insan kitleleri algılayamıyor. Mesele sadece insanın kendini merkeze koyma meselesi değil. Aynı zamanda ölçek meselesi. Bir yanda algımıza sığmayan dev evren, diğer tarafta mikron ölçekte dünya. 


Bu toz parçasının üstünde sanatın kalıcılığı olsa ne, olmasa ne demek geliyor. İnsani ölçekte bakarsak evrensel bir hedef. Bu bir algısal orantısızlık.

HİKAYE BUNLAR


Görsel işler hikâye anlatmak zorunda değildir. Bu hikayesizlik anlamı taşımaz. Hikaye izleyiciye devredilmiştir. Ama görseli yapanın bir hikayesinin olması gerekir. İşler nereden geldi nereye gidiyor, yapma motivasyonu, üretim süreci gibi şeyler daha öne çıkıyor. Bu işin yapısına sızmış olmalı. İşin bir iddası yoksa, bir üretim mantığı yani bir sistem yoksa hikayesizlik zayıf iş algısı yaratınilir. Çünkü tutunacak bir dal yoktur.


Hikayenin izleyicide oluşması için onu tetikleyen unsurların işin  içinde bulunması gerekir. İzleyici zihni önce görseli organize eder, parçaları birleştirir ve bütünü kurar. Geçmiş deneyimleri ile eşleştirir. Hikaye işin içinde değil, iş ile izleyici ilişkisinden doğar. Yani esas olan, hikaye oluşturma değil, izleyicinin hikaye kurma şartlarının hazırlanmsıdır. Hikaye kurma ipucunun fazla olması izleyicinin zihinsel alanını daraltır. Az ipucu zihni tetiklemeyebilir.


Şu topraklarda zihin tetikleyen o kadar çok şey var ki. Zihnimiz bloke oluyor. Düşünme alanımız kalmıyor.

SANAT POLİTİK Mİ?


Galiba iki yanı var işin. Politikaya, güce referanslı, siparişli işler. Yani propaganda afişleri, anıtlar, devrimci görseller. Amaç söylenmek isteneni doğrudan iletmek.  İşin diğer yanı, sanatın politikayı yapısal olarak işlemesi. İzleyiciyi doğrudan yönlendirmek değil, algı biçimini etkilemek. Daha alengirli ama daha kalıcı bir yöntem. Yani aslında sanat ile politik gönderme yapılabilir ama esas olan nasıl yapıldığıdır. Bayrak, yumruk, güvercin vs. gibi sembollerle yapılan işler, çabuk tüketilir ve zaten kalıcı olmaz. Mesele bunu örtük yapmak, daha kalıcı etki yaratabilir. Mesela Picasso’nun Guernica’sı bu duruma iyi bir örnek.


Politik içerik ile politik etki asla aynı şey değil. Mesele algıyı değiştirebilmek. Bu da bayrak ve yumrukla olmaz. Zaten sanat çoğu zaman politiktir ama gücünü sembol ve işaretlerden almaz. Ayrıca politiktir demek, slogan atmak ve mesaj vermek anlamına gelmez. Her işin bir kadrajı vardır. Bazı şeyleri içeri alır bazılarını dışarıda bırakır ve görünmez kılar. Mesele işin neyi gösterip neyi göstermeyeceğidir. Politik olan da tam burasıdır.


Çokça yumruklu afiş ve desenler yaptım. Çoğu aklımda kalmamış bile.

KAYNAK


Kaynak yada belge bazı durumlarda da işi güçlendiren samimiyeti vurgulayan bir işlev görebilir. Hatta bir örnek aklıma geldi sosyal medyada da var. Mesela bir sihirbazın yapacağı numaranın sırrını söylemesi, numarasının etkisini azaltır diye düşünürdüm. Oysa yeni tür gösterimlerde, numarayı fark ettirmek nasıl yapıldığını göstermek daha çok keyif verebiliyor. Bazı durumlarda belge, kaynak göstermek işi güçlendirebilir ama nasıl, ne zaman ve ne kadar açıldığıyla da ilgili olabilir. Yani belge ve kaynak işin açıklaması olması değil işin malzemesine dönüştüğünde değer katar. Bütün mesele belge ve kaynağın kapalı anlam yaratmaması. Kısaca belge ve kaynak işi açıklayan başlıkmış gibi davranmamalı.


Kapalı anlam da olsa kaynakları da seviyorum. Galiba yan yana koymasam daha iyi olacak. Çünkü bütün numaramı açık ediyorum. Çok açık etmek de işi zayıflattığı kesin. Bütün iş izleyenin zihin payında gizli. Aslında figürlü olan sürecin izi. Asıl iş soyut olan desem, her şey daha net olacak.

MUCİZE Mİ?


Sanat bir sihirbazlık değil ama onun kadar da etkili olabilir. Süreç, kaynak, oluşum biçimi, daha önce yapılanlar,  hatta psikolog kanepesinde anlatılanlar kadar, açık olmalı sanat üretimi. Etki eden tek bir iş gibi gözükse de tüm bunların bütünü yansır o tek işe. Kaynakta, esin kaynağı da, çıkış noktası da, tanımlanabilir bence. Tanımlanmalıdır da. Çünkü yaratıcı işlerde şaşırtma var ama sihirbazlık şaşırtması değil. Oraya da dayanmaz zaten. Mesele yapısal ve sistem kurma işi. Daha ileri gideyim, dünyaya bir de bu aralıktan bak ve oluşum biçimini gördün, sen de yapabilirsin demek. Bu da sanatı ulaşılmaz bir mucize olmaktan çıkarıp, paylaşılabilir bir yöntem haline getirir.


Çoğaltılabilen işler için demokratik deniyor ama demokratik sanat, sürecini, kaynağını gösteren de olmalı. Pedagojik ve dönüştürücü yanı da etkin olmalı. Boya ve çizgi bükücüyü seyredip, şaşıran kitleler yerine, sürece katılan yöntem  ve yaklaşım önerebilen, entellektüel zihni açık katılımcı izleyicide böyle ortaya çıkarmalı. 


Palavradan iş olmaz. Filler de çiziyor. Fil çizdiği için bakıyoruz. Toplumun demokratikleşmesi sandığa indirgenemeyeceği gibi çoğaltılmış işler ile de sanatın demokratikleştiğini söyleyemeyiz.
 

© 2026 Cemil Cahit Yavuz

bottom of page